Türkçe

Türkler ve Ermeniler emperyalizmin oyununa gelmemeli

28.04.2014 | 18:19

99Kıymetli Dostlar;

Bahar, yaşam sevincimizi kışkırtan içten bir çağrı ile üzerimize gelmekte olduğu bu  süreçte Türkiye tarihinin çok çetin ve tarihi öneme sahip gelişmelerini yaşıyoruz.

Herkes  bir demokrasi retoriği ile meftun. Aaltı yok, üstü yok yanı yok sığ kof içeriksiz mürayi bir retorik. Biçim ve öz teori ve pratik birbirini yansıtmıyor, takip etmiyor.

MİLLİ İRADE DİYE BİR KAVRAM YOKTUR

 

İddia ile söylüyorum mevcut TBMM içerisinde Hürriyet kavramını tarif edecek bir düzey yoktur. Hürriyet ve demokrasi konusundaki açıklamalarından belli.Düşünce şemaları çok arkaik.

 

İnsan hürriyeti üç bileşenli bir formdur. Bunlar “düşünme, seçme ve eyleme” hürriyetidir. Herhangi bir sebeple bu üç unsurun birinin yokluğunda insanın hürriyetinden söz edemeyiz.

 

Bu çerçevden baktığımızda ülkemizde demokratik bir toplumun bırakın biçimsel formunu geleceğine dair bir umut ve işaret dahi yoktur.Liderlerin seçtiğini seçen, müntehib-i sanilerden [seçileni seçen manasına ikinçi seçmen] oluşan bir seçmece oyunu.O çok kutsanan ve her iddiada öne sürülen milli irade! [kökten yanlış bir tabirdir, bizim gazeteci yazarların uydurduğu bir şeydir, [“Milli irade” diye bir kavram J.J. Rousseau’da yoktur. Onun kavramı Genel iradedir (Volonté Générale) Genel irade toplumun bir bütün olarak savunduğu, desteklediği ve benimsediği fikirler manzumesidir. %50’yle Genel irade yok yani… Buna mukabil, bu kavram dahi Hegel, Karl Poper ve Jacop Talmon tarafından çoğunluk diktatoryasına zemin hazırlıyor ve bir terör ortamı yaratıyor diye eleştirilmiştir. Zira Bir bütün olarak toplumun tamamını ve her ferdini kuşatacak bir ortak fikir veya idea’nın olamayacağını ifade etmişlerdir. Konuyla ilgili Rousseau’nun toplumsal sözleşmesinin 4. kitabına müracaat edilebilir. 

 

Türkiye’nin düşünce birikimi ve yelpazesi bu konuda ne yazık ki pratiğe ve genel siyasi eyleme yansımaz.Siyasi nomenklatura, pek akıllı akıldâne danişmentleri ile ıhlamur içip yarenlik ederken doğaçlama Türkiye’nin en çetrefil problemlerini çözerler.Olmadı Aydın Ayaydın Bey var daha olmadı akşam Enver Aysever aydınlatıyor!…sağcılar günlük sağ gazetelerin özeti üzerinden konuşur.Bütün köşe yazılarını okuyup dolar ve çıhışa geçerler.

Fikret Başkaya’ya göz atalım : “Demokrasiden halkın kendi kendini yönettiği, kendi kaderinin kendi elinde olduğu, hiçbir dış iradenin söz konusu olmadığı, insanların özgür iradeleriyle yaşamlarını düzenlediği, insan onurunu yaralayan, insan özgürlüğünün gerçekleşmesini engelleyen, sömürü, bağımlılık, hâkimiyet, ilişkisinin söz konusu olmadığı, velhasıl insanın insana kulluğunun sona erdiği bir insan ve dünya toplumu anlaşılmalıdır. Bu yüzden demokrasi kavramı, evrenselliği içeren bir kavramdır ve ancak tüm insanlığı kavrayıp, kucakladığında bütünüyle gerçekleşebilir.

 

Bu açıdan baktığımızda hakikaten ne durumdayız? Bu yüzleşmeye daha ne kadar erteleyeceğiz.

 

“HALK SADECE KENDİ AKLIYLA OY KULLANAMAZ”

 

Kadim bilge Topçu’ya kulak verelim:

“Filhakika bu rejimde ‘bilenle bilmeyen bir’ olmaktadır. Zira her vatandaş aynı oy hakkına sahiptir. Bu hususta cahille âlimin, filozofla amelenin, şerir ile velînin farkı tanınmıyor. Hayatının kemâl mevsimine ulaşmış olgun ve faziletli bir hâkim ile psikopat bir katil yanyana oy kullanıyorlar. Her ikisinin oyları tatbikatta aynı değeri taşıyorlar. Cemiyet içerisinde her zaman bulunan câhillerle menfaatçilerin sayısı, olgun ve faziletli insanlardan daha çok olduğundan, sayıları sebebiyle bu rejimde onlar ağır basacak ve cemiyeti hep kötüler idare edeceklerdir. Ancak demokrasi hakkında yapılan bu tenkit mutlak değildir. Zira olgunlaşmış bir demokraside halk kütlesi yüzünü, kendini irşad eden kimselere çevirmiştir. Halk sade kendi aklıyla oy kullanmaz. Gazeteler, partiler ve bütün münevverler, halka doğru yolu gösterirlerAncak bunların da halkı aldattıkları ve kendi menfaatleri uğrunda halkı doğru yoldan uzaklaştırdıkları çok kere görülen şeydir. Gazete bir kazanç müessesesi, parti bir muvaffakiyet ekibidir… Onlar gizli ve muzır emeller tarafından, servet ve muvaffakiyet karşılığında kullanılırlar (TOPÇU, 1998: 120). Topçu, (…) (TOPÇU, 1998: 127). Topçu’nun oyların eşitliğine getirdiği eleştiri çok da haksız değildir. Oylar belli bir düşünceye doğru kaysın diye manipüle edilir. Bu konuda aydınlar görevlendirilir. Bu durumda Farabi’nin “filozofların yönetimi” hakkında söyledikleri ile Topçu’nun söyledikleri arasında bir paralellik bulunabilir. Farabi, “Fazıl şehrin reisi de gelişigüzel her hangi bir adam olamaz. Riyaset iki şeyle olur: birisi reisin riyasete tabiat ve yaradılışı ile müstaid bulunmasıyla; diğeri reisin heyetce ve irâdî melekesi ile riyasete müstaid bulunmasıyla (…) En büyük reis, mensup olduğu zümreden hiçbir şahsın reisliğini kabul edemez. Nasıl ki, bedende reis olan uzuv, başka bir uzvun reisliğini kabul edemez. Her hangi bir topluluğun reisi de bu durumdadır” (FARABİ, 1990: 84) demiştir.[ii]

Görüldüğü üzere gerçek bir halk demokrasinin teşekkül etmesi için düşünme, seçme, eyleme hürriyetinin teşekkül edeceği zemini kurmak üzere demokratik yaşamın radikal bir eleştiriye ihtiyacı olduğu açıktır. Ekonomipolitik, sosyal, hukukî , kültürel ve siyasal vecheler yeni bir içerikle tanımlanmak durumundadır.

 

DIŞ POLİTİKADA REFORMA İHTİYACIMIZ VAR

 

Nisan ayının ikinci önemli mevzusu “Sözde Ermeni Soykırım İddialarının” her yıl emperyalizmin bir dış politika enstrümanı olarak gündeme sürülmesidir. Ölüm her durumda acıklıdır. Bunun üzerinden konuşmayacağım.

 

Lakin,Türkler ve Ermeniler Kaçaznuni’nin yıllar önce belirttiği gibi artık emperyalizmin oyununa artık gelmemelidir.

Türkiye’nin bu konuda takip ettiği politika daha doğrusu geleneksel politikasızlık içler acısı bir durumdur.

Eskiden Çakmak salonunda yapılan mutad MGK toplantılarında çok önemli ve derinlikli politikaların görüşülüp konuşulduğunu, planlandığını zannederdim. Ritüel olarak güzel bir seremoniydi.Devlet ciddiyetini ve ağırlığını yansıtırdı.Keşke hep öyle kalsaydı.Hep aklıma takılmıştır.TV görüntüsünde uzun masa boydan boya hiç içilmemiş portakal suyu sürahilerle doludur.Ciddi yüz ifadeleri arkada bir dünya haritası.Televizyonların çoğalması, basın yayın mecralarının artması ve son kumpas olayları sürecinde bu zevat-ı kiramın yüksek vazife ifa etmiş önemli bir bölümünün yazıp çizdikleri, sözleri, planları, değerlendirmelerine  açıktan vakıf olduk ve ürperdik.Meğersem kısa orta uzun vadeli, bilimsel temeli olan, kültür havzamızın verilerini ve ihtiyaçlarını dikkate alan hiçbir planımız yoktu.Bizim güvenlik politikalarımıza yön veren heyetin donanımsızlığı ile kahrolduk.

 

Bu alanda Türkiye, “Güvenlik Bilimleri ve askeri starateji ve jeopolitik ” literatüründe acil bir reforma ihtiyacı vardır. Bilgi açığımız çok büyük.

[Türk askerinin yiğitliği, fedakârlığı, cesareti kahramanlığı, pratiği  üzerine söz söylenemez bu bir bahsi diğer olarak not edilmeli.Lakin teoriyamız çok zayıf].Onun içindir ki çok uzun zamandır tehdidi düşmanı, süreçleri kestiremiyoruz.

Demirel vaktiyle ne veciz ifade etmişti

 

“Bize plan değil pilav lazım diye”.

 

Devlette devamlılık esastır.!!!

 

Uzun yıllar Ermeni iddiaları ile mücadele işi MGK kontrolünde TTK bilimsel riyasetinde bir koordinasyon içinde yürütüldü. Bu süreçlerde kısmen görev almış bir kardeşiniz olarak ifade edeyim hep çok zayıftı.Oralarda da dile getirdik.Lakin kim duyacak! Zayıflar zayıflarla iş görür.

Her şeye rağmen 2005 yılında TBMM’nin ortaya koyduğu doğrultu son derece tutarlı ve gerçekciydi.

Arkasında bütün milletin ortak iradesi vardı.

Bundan neden sarf-ı nazar edildiği açıklanmalıdır.

 

TÜRKİYE’NİN NEDEN ERMENİ ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ YOK

 

TTK’nın geçmişten günümüze  bu konuda ortaya koyduğu bilimsel performans ve vizyon Kaynak Yayınları ve Talat Paşa komitesinin fersah fersah gerisinde kaldı. Halen Türkiye’nin bir Ermeni Araştırmalar Enstitüsü yok. Niye yok.B ugüne kadar sorumluluk alanlar bu konuda bir şey söylemeyecek mi?

Ümit Özdağ Bey’in büyük bir özveri ile kurduğu kurum buharlaştırıldı! Ermenice kadim kaynak dilleri bilen tarihçimiz yok. Dayton arşivi Ermenice gelin okuyun deseler adam yok.

Türk tarihi için temel kaynak olan kadim Ermeni  kroniklerinin hiçbiri Türkçede yok.

Kamuoyu ve ilim adamlarının çoğunluğu dahi bu süreci bilmez.

Erdoğan Karakuş Paşa’ya göre,bilimsel olarak her şey yapılmış.Hatta bütün kitaplar “çap” edilmiş.Duyunca ürperdim!

Ermeni iddiaları konusunda Perinçek hakkında AHİM’in verdiği karar Türkiye lehine önemli bir kazanımdır.

Mücadele bu eksende yürütülmelidir.

Bu siyasi ve diplomatik bir sorundur.Makale yazarak üstesinden gelinemez.

Bilgi elimizi güçlendirir.

Ama mücadele siyasidir.

Güçlü bir enstitü ve nitelikli bir kadro lazım, bunlarla olmaz, bu ekiple ve anlayışla ,köy merası sorunu bile çözülemez.

TTK bir an önce yabancı araştırmacılara şartlı  proje ve burslar açarak yeni Normen Stone’ler Justin Mc Charty’lerin bilimsel görüşlerini dolaşıma sokmalıdır.

 

YÖK’ün Uluslararası İlişkiler disiplininden gelen Sayın Başkanı;

 

Türkiye [regioanl studies=bölge araştırmaları] çok yüzeyseldir. Karadeniz,Balkan,Ortadoğu,Uzakdoğu, Afrika vb. enstitü ve araştırıma kuruluşları elemen ve bütçe olarak desteklenmelidir.Bu size yaraşır.

 

Ey! raison d’etat;

 

Osmanlıcılık oynuyorsun Batum Vilayetinin Nüfus Defteri elinde yok.

O yüzden bir el önde bir el arakada seğirterek kaçmak zorunda kalıyorsun çoğu kere.

Bilgisiz, siyaset ve dış politika planlanamaz.

Küçücük Gürcistan’da bile Doğu Bilimleri bizden daha nitelikli.

Tekrardan hatırlatmakta fayda var. Siyasal iktidar kurnaz bir köy bakkalı belagatiyle kamuoyun açıkladığı bildiri Türkiye’nin konumunu zayıflatmaktadır. Ermeni diyasporasının bir özeleştiriye ihtiyacı var.

Türkiye’de yaptıkları şey bir ilk değil.Dağlık Karabağ’a ne demeli.Ahıska’da yaptıklarına ne demeli.

İyi ki Amerika’nın baskısıyla hazırlanan protokoller yürürlüğe girmedi.Kars Anlaşmasının kazanımları berhava oluyordu nerdeyse.

Bizim Dışişleri ve bu işlerde onların danişmendleri Kars Anlaşmasını bilmezler.

Geçmişte de bilmiyordu ya

Kars Antlaşmasına göre Batum bizim iç limanlarımız gibidir.

Müslüman azınlık üzerinde gözetim ve kültürel hakalrını takip hakkımız vardır. Türk aydınları bu mücadelede topluma önderlik etmelidir.Toplumun pusulası şaşmış.

Bu coğrafyada Türk milletinin siyasal iradesine meydan okunmaktadır.Buna karşı bir enetelektüel meydan okuma akçınılmazdır.Mevcut parlemento siyasasından bunu bekleyemeyiz.

Ben aşağıda, Mustafa Çalık Bey’den alıntıladığım bayannameye sonuna kadar iştirak ediyorum.Bu coğrafyada yaşayan Türkler, Türkler adına takip edilecek hukuki ve siyasi çerçeve için taleplerimiz bu çerçevededir.

“Dr. Mustafa Çalık’tan 24 Nisan’a dair mühim ikazlar…”

 

“Bugün 24 NİSAN!

 

1) Ermeni katliamlarında hayatını kaybeden isimli isimsiz bütün şehidlere Allah’tan rahmet ve Cennet-i Âlâ’da ebedi saadetler dilerim.

2) Tehcir’i ilk akıl eden Şehîd-i Âlâ ve Gaazî-i Namdâr Enver Paşa ve icrâ eden başka büyük şehîd Talât Paşa olmak üzere diğer bütün ittihatçıların aziz hâtıraları önünde ta’zimle eğiliyor, mübarek ellerinden öpüyorum.

3) İttihat ve Terakki’nin şayet bu bir “suç” ise en büyük “suç”u, Balkanlarda başımıza gelen felaketin, Doğu Anadolu’da da başımıza gelmesine izin vermemekten ibarettir.

4) 1915 Tehciri bizim şerefimizin ve başımızın tâcıdır; ebediyyen iftiharla taşıyacağız!

5) Tehcir’e “soykırım” diyen her kimse, bunu açık bir “savaş ilânı” kabul ettiğimizi iyi bilmelidir.

6) Vatanımızı ve milli varlığımızı müdafaa etmek için başka bir yol kalmadığına inanırsak karşımızdaki unsur kim olursa olsun, başvuracağımız en hafif tedbir de yine “tehcir” olacaktır!

 

Zeyl:

 

Evlâd-ı vatan ve yahut ehl-i iman herkesten, bütün gönüldaşlarımdan şunu rica ediyorum: 1915 Tehciri ve asılsız soykırım iftirası ile alâkalı olarak öncelikli işimiz veya vazifemiz oraya buraya, falana filana lâf yetiştirmek değil,1915’de ne olduğunu, nasıl olduğunu, Tehcir’in hangi haklı ve kaçınılmaz sebeplerle yapıldığını öğrenmek ve sahih bilgi ile mücehhez olarak milli mevcûdiyet ve hukukumuza saldıranlara fikren karşı koymaktır.

İkincisi, 1915 Tehcirini, diğer bütün diğer siyasi-fikri tartışma konularından mümkün mertebe aynı tutarak olabildiğince geniş bir milli mutabakat zeminine taşımak, tabiri hoş görürseniz aktüel politik kavgaların“kuyruğuna takarak” sulandırmamak icab ettiriyor.

Bu milli ve tarihi bir mevzudur ve dolayısıyla bizler de öncelikle millet ve tarihi muhatap alarak konuşacağız; çünkü, her ne yapacaksak milletle beraber ve tarih önünde yapacağız! Milli mevcûdiyet ve hukukumuzu savunurken terbiye, nezâket ve zarâfet ölçülerinin dışına asla çıkmayacağız. Terbiye, nezâket ve zarâfet bir tenkidin gücünü azaltmaz, tam aksine arttırır. Çirkin ve kaba bir üslûbun, doğru fikir ve haklı iddiaları bile ucuzlatıp, değersizleştireceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.

Tarihimizi, şehidlerimizi ve milli namusumuzu savunuyoruz. Bu çok büyük ve mukaddes bir vazifedir. Böyle bir vazife, dostun değil düşmanın bile gıpta edeceği kadar bilgili, medeni ve cesur olmayı gerektirir.

Maruzatım, şimdilik bundan ibarettir… Bâki selâm ve muhabbetle…” [Dr. Mustafa Çalık Türkiye Günlüğü Derg. Sahibi ve Gen Yay.Müd. ].

 

Talat Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa, Bahattin Şakir,Cemal Azmi Bey, Dr. Nazım, Sarı Paşa,Yenibahçeli Biraderler, Kuşçubaşı Eşref, Ömer Naci, Kara Kemal, Kara Vasıf ve diğer kahramanlar sizleri rahmet ve minnetle anıyoruz.

 

Sizin mücadeleniz olmasaydı bu coğrafyada Türklüğün ve İslâmın adı ve sanından bir daha söz açılamazdı.

 

 

Prof. Dr. Kemal Üçüncü

“KarabakhİNFO.com”

28.04.2014 18:19

Yorum yaz:

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*