Türkçe

ERMENİ MEZALİMİ HALA HAFIZALARDA!

07.08.2013 | 10:21

1Van’da yaşayan birçok kişi, ilerleyen yaşlarına rağmen, 1915 yılında bölgede cereyan eden Ermeni mezaliminin canlı tanıklarından dinledikleri anıları hafızalarında tutuyor.

Alınan bilgiye göre, Van’da yaşayan 70 yaşındaki Nuri Güleşer, 75 yaşlarındaki Mustafa Solmaz ile Fevzi Leventoğlu’nun, Van’da yaşananlarla ilgili olarak yakınlarından dinleyerek aktardığı bilgiler, Genelkurmay Başkanlığı arşivindeki belgeleri de destekliyor.
Nuri Güleşer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1915 yılında babası Mehmet Reşit Güleşer’in 16 yaşında olduğunu ve olaylara tanıklık ettiğini söyledi.
Güleşer, 1. Dünya Savaşı’ndan önce Van nüfusunun yüzde 23’ünü oluşturan Ermenilerin, Müslüman halkla birlikte huzur içinde yaşadığını, ancak 1. Dünya Savaşı’nda, dış güçlerin kışkırtması sonucu Ermeni gençlerin silahlandırıldığını ve huzur ortamının bozulduğunu belirtti.
Ermeni çetelerinin Müslüman halka yönelik saldırılarına karşılık verilmesi üzerine olayların büyüdüğünü ve katliama dönüştüğünü ifade eden Güleşer, katliamda en çok kadın ve çocukların zarar gördüğünü bildirdi.
Özalp ve Saray’da yaşanan vahşeti sonlandırmak isteyen 16-18 yaşlarındaki 100 Müslüman gencin cephane taşımakla görevlendirildiğini kaydeden Güleşer, Özalp’e gitmek için ocak ayında yola çıkan 100 gençten 40’ının Erçek Gölü yakınlarında donarak öldüğünü, 40’ının ise Özalp yakınlarında hayatını kaybettiğini, sadece 20 kişinin zarar görmeden Van’a döndüğünü bildirdi.

Esir düşen halanın anlattıkları2

Ermeni mezalimi sırasında 18 yaşında olan halası Esma’nın esir düştüğünü kaydeden Mustafa Solmaz da halasından dinlediği anıların ”ürpertici” olduğunu söyledi.
Solmaz, halasının anlattıklarına göre, birçok hamile kadının karnındaki bebekle öldürüldüğünü, genç kızların tecavüze uğradığını, bazı kadınların tandıra atıldığını bildirdi.
Van-Erciş karayolundaki Zeve bölgesinde toplanan 17 köy halkının da katliama uğradığını vurgulayan Solmaz, şu an Zeve’de 20 bin kişinin mezarının bulunduğunu iddia etti.
Solmaz, birçok kadın ve çocuğun göç sırasında yaşamını yitirdiğini ve yakınlarınca toprağa bile verilemediğini öne sürdü.

Ekmeğin yanında kızarmış et ister misin?”

Fevzi Leventoğlu ise Dayısı Bekir Höyük’ün anlattığı olayların etkisinden uzun süre kurtulamadığını söyledi.
Leventoğlu, şöyle konuştu:   ”Beni en derinden etkilen olay, Van’ın Özalp İlçesi’ne bağlı Sağmalı Köyü’nde bir kadının tandıra atılmasıdır. Dayımın anlattığına göre, Ermeni çetelerinin köye yaklaştığını duyan ve köyden uzaklaşmaya hazırlanan hamile bir kadın, tandırda ekmek pişirdiği sırada Ermeni çetelerinin saldırısına uğruyor. Kadının tandırda ekmek pişirdiğini gören çete üyeleri, ‘Ekmeğin yanında kızarmış et ister misin?’ diyerek kadını tandıra atıyor. Olayı uzaktan izleyen eşi ise hemen köyden uzaklaşıyor.” Ermeni mezaliminin hafızalardan silinmeye çalışıldığını savunan Leventoğlu, mezalimin daha önceki yıllarda Van’ın kurtuluş yıldönümü kutlamalarında canlandırıldığını, ancak son yıllarda kutlama törenlerinde canlandırma yapılmadığını belirtti.

 

Iğdır’daki tanıklar
Iğdır’da Ermeni mezalimine tanık olanlar, Ermeni soykırımı iddialarının gerçeği yansıtmadığını bildirdiler.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Sona Cıyrıklı (110), Binnet Karaduman (106), Zehra Sadak (110) Ermeni mezaliminin canlı tanıkları olarak Iğdır’da yaşıyorlar.
Ermenilerin toplu olarak Türkleri katlettiği dönemde henüz çocuk yaşlarda olan Sona Cıyrıklı, ”Ermeniler, çocuk yaşlı demeden herkesi kırdı geçirdi” dedi.
Nüfus kayıtlarına göre 95, kendi ifadesine göre ise 110 yaşında olan Cıyrıklı, Ermeni mezalimini iyi hatırladığını söyledi. Iğdır’ın merkeze bağlı Erhacı Köyü’nde yaşadıklarını, köylerine gelen Ermenilerin Türkleri öldürmeye başladığı sırada annesi ile kaçarak saklandıklarını anlatan Cıyrıklı, yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarına hakim olamadı.
Annesiyle daha sonra İran’a gittiklerini, savaş sonrası ise yurda döndüğünü dile getiren Cıyrıklı, şunları söyledi:
”Ermenilerin halkımıza yaptıklarını unutamıyorum. Çoluk çocuk, yaşlı demeden herkesi öldürdüler. Samanlıklara köyün gençlerini toplayarak yaktılar. Katliamı Türkler değil, Ermeniler yaptı.”

3 Ermeniler, askerlerle değil, sivil halk ile savaştı

Iğdır’ın Tuzluca İlçesi’ne bağlı Gedikli Köyü’nde Ermeni zulmüne uğrayanlardan Zehra Sadak, ”Ermeniler, askerlerle değil, sivil halk ile savaştı” dedi.
Gedikli Köyü’nde toplu katliamlar yapıldığını anlatan Sadak, Ermenilerin çok acımasız olduğunu dile getirdi.
Esirlerin, bedensel ve zihinsel engellilerin bile şehit edildiğine dikkati çeken Sadak, şunları kaydetti:
”1919’larda köyümüze gelen Ermenilere karşı genç erkekler büyük bir direniş gösterdi. Ancak onların elinde çok iyi silahları vardı. Bizimkilerde ise silah yoktu. Köyde kurtulan çok az kişi oldu. Babamın gözümün önünde öldürülmesini ise hiç unutamıyorum. Ermeniler, köyün en zengini olan babamı köy meydanına çağırdılar. Onların saldırı ve hakaretlerine karşılık vermek isteyince, babamın gözünü bıçakla oydular. Daha sonra dayımın kızı bizi kaçırarak köyün aşağısındaki su deresinin içine gizlendik. 4 gün aç susuz burada kaldık. Ermeniler daha sonra köyü terk edince, döndüğümüzde evlerin damlarında yakınlarımızı ölmüş halde bulduk.” Ermeni katliamına uğrayan köylerden Koçkıran Köyü’nden Binnet Karaduman da (106) Ermeni mezalimine uğrayan tüm köylerde toplu katliam yapıldığını anlatıyor.
Ermenilerin, özellikle askerlerin olmadığı kırsal yerleşim yerlerinde katliam yaptığına işaret eden Karaduman, ”Bizim köyde herkesi camiye toplayıp toplu halde öldürdüler. Genç kız ve gelinleri de Ermenistan’a kaçırdılar. Bizleri soykırım yapmakla suçlayanların, bu yaptıklarını herkese anlatılması gerekir. Asıl katliamı onlar yaptılar. Türkler sadece canlarını kurtarmak için mücadele etti.”

 

Hocalı Katliamının tanığı konuştu

 

Ermenistan güçlerinin 20 yıl önce Dağlık Karabağ’da gerçekleştirdiği ”Hocalı katliamı”ndan sağ kurtulan Anar Usubov, ”Türkiye’de Hocalı katliamıyla ilgili hassasiyet gelişmesi gerekli” dedi.

 

”Hocalı için Adalet” kampanyasını çerçevesinde Taksim Metrosu Sergi Salonu’nda düzenlenen fotoğraf sergisi açılışı için geldiği İstanbul’da AA muhabirine 25 Şubat 1992 tarihinde gerçekleşen ”Hocalı katliamı” için açıklamalarda bulunan 32 yaşındaki Anar Usubov, Ermenistan güçlerinin Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasına topyekun saldırdığını ve 106’sı kadın, 83’ü çocuk olmak üzere 613 Azeri’yi katlettiğini hatırlattı.

 

Aslında olayların 1988 yılında başladığını ifade eden Usubov, ”Önce yolları kestiler, sonra elektrik ve gaz kesildi. Babamın bir tüfeği vardı. Herkes gibi onun da ‘Ermeniler saldırıya geçmesin’ diye nöbet tuttuğunu hatırlıyorum” dedi.

 

Bazı arabaların Askeran bölgesinden geçerken Ermenilerin taş atıp camları kırdığını söyleyen Usubov, ”Biz de çocuğuz. Onların arabaları yakınlardan geçerken elimize taş alır atardık. Böyle böyle başladı. Önce taş attılar, sonra tüfek, sonra roketler geldi. En sonunda helikopterlerle dayandılar” diye konuştu.

 

Olayların 1992 yılı şubat ayında iyice yoğunlaştığını anlatan Usubov, ”O yıl hiç okula gidemedim. Babam, 2 kardeşim ile annemi daha güvenli olduğu ve kardeşlerimin okula devam edebilmesi için annemin kasabası olan Ağdam’a götürdü. Ben Hocalı’da, babaannem ve amcalarımla kaldım. 70-80 kadar akrabamla Hocalı’da yaşıyordum. Ta ki 25 Şubat’a kadar” dedi.

 

25 Şubat akşamı amcalarından birinin geldiğini ve ”Ermeniler saldırıya geçti, buradan çıkmamız gerek” dediğini anlatan Usubov, şunları kaydetti:

 

”Amcam ‘Tek ümidimiz ormana girmek. Başarabilirsek, Ermeniler bizi bulamadan Ağdam’ın Azeri köylerine geçebiliriz’ dedi. Ormana girdik, Ağdan’a ulaştık ama herkes bizim kadar şanslı olamadı. Pek çok insan ormanda donarak öldü. Gargar Nehri’ni geçerken ayakları donduğu için ayaklarını kaybedenler oldu. 40 gün ormanda kaybolanları, yolunu bulamayanları biliyorum.”

 

Usubov, Ermenilerin bir süre sonra bu geçiş yollarını da öğrenip tuttuklarını ve kaçmaya çalışanları tuzağa düşürdüklerini söyledi.

 

Türkiye’de ”Hocalı katliamı”nın yeterince bilinmediğini, bu konuda hassasiyet oluşmadığını öne süren Usubov, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

”Ben Türk koleji mezunuyum. Türk dili, edebiyatı, tarihi okudum. Bizim 2 devlet bir millet olduğumuza inanıyorum. Bu nedenle Türkiye’de ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganının atıldığı gösterileri gördüğümde tedirgin oldum. Ermenistan güçleri evimi, kasabamı dağıttı, akrabalarımı, arkadaşlarımı katletti. İnsanlar senelerce çadırlarda yaşadı. Bugün yüz binlerce Azeri, 10-15 metrekarelik odalarda 8-10 kişi olarak çok ağır şartlar altında yaşıyor. Türkiye’de Hocalı katliamıyla ilgili hassasiyet gelişmesi gerekli.”

 

Erzurum ve çevresinde ermeni mezalimi

 

 

Ruslar 20. Asrın başlarında  Osmanlı’yı parçalama ve yok etme planlarını uygulama safhasına koyarken, kendilerine maşa olarak bir taraftan senelerce beslediğimiz Rumlar’ı, diğer taraftan büyük makamlara getirdiğimiz Ermeniler’i kullanma yolunu seçtiler.

 

1.Dünya Savaşı’nın, kalemin kılıca ihanet etmesi sonucu, ağır bilançosu Osmanlı’nın sırtına vuruldu. Zorla imzalattırılan Mondros Mütarekesi’nden sonra mütareke hükmü gereğince ordumuz terhis edilince, Ruslar Ermeniler’in ellerine silah verip, Anadolu’yu Müslüman Türk’ten tahliye etmeleri için emir ve direktifler vermeye başladılar. Onlara kendileri için bir Ermenistan Devleti kurduracakları vaadinde bulundular. Bu aldatmacalı vaadler Rusya’nın asıl gayesi sıcak denizlere inmek için Osmanlı’nın elinde bulunan Doğu Anadolu’yu ele geçirmek politikasından kaynaklanıyordu.

 

Osmanlı ordusunun büyük bir kısmının terhis edilmesi  sonucu içte asayişin temin edilememesi üzerine Ruslar’dan yüz alan Ermeniler ellerine verilen silahlar ile Müslüman Türk insanına karşı amansız saldırıya geçtiler. Daha önceleri kurulan Hınçak ve Taşnak Ermeni komitelerinin aldığı karar sonucu Anadolu’da büyük bir katliama başladılar. Bu katliam o kadar büyük ve vahşice işlenmiş bir cinayetler dizisidir ki, bizim ne dilimiz ne de kalemimiz bunu tarif etmeye asla güç yetiremez. Ama bir kısmını kısaca anlatmak, yine Ermeni canilerin vahşi ruhlarındaki Türk düşmanlığının varlığını ispata kafidir.

 

5Yağ Akıyor

 

Erzurum eşrafından çamaşırcı rahmetli Sırrı bey yaşlılık ve yüksek rakımdan dolayı hastalanıp, yatağa düşmüş yatıyordu. Kayınpederimin senelerdir komşusu olduğundan dolayı bayram ziyaretlerinde görüşürdük. Bunun için hemen kendisini ziyarete gitmiştim. Bana daha önce söylememe rağmen görevimi sordu. Ben de tarih hocası olduğumu söyledim. O zaman gözlerini iyice açarak bana şöyle seslendi:

 

“ Bak Enver Bey, ben Ermeniler’in Erzurum’u işgal edip, milleti asıp kestiği zaman epey büyük çocuktum. Bu merhametsizlerin şerrinden korkup gündüzleri saklanıyor, geceleri hısım akrabayı dolaşıp, ya saklanacak bir yer ya da bir parça yiyecek ekmek arıyordum. Mart 1918 başlarında Tahtacılar’a doğru bir gece giderken burnuma öyle bir koku geldi ki, genzim sızlamaya başladı. Burnumu tutarak az daha ilerleyince yarım doğmuş ayın ışıklarının üzerine vurduğu sıvı bir şeyin aktığını gördüm. Eğilip bakınca yağ olduğunu anladım. Aktığı tarafa gidip, çeşmenin olduğu sokağa döndüm. Koku iyice arttı. Kendimi zor tutarak o sokağa baktım. Bir yangın yerine ilişen gözlerim ateş arasındaki insan cesetlerini seçti.  O zaman anladım ki bu insanlar yakılmışlar. Ağlayarak ve kendimi zor tutarak hemen oradan uzaklaşıp Ali Paşa mahallesindeki dayımgile doğru arka yoldan koşmaya başladım. Bu esnada bazı silah sesleri ve insan haykırışları duyuyordum. Bu şüphesiz Ermeniler’in sürüp ya evlerinden çıkardıkları veya yakalayıp öldürdükleri veya dışarıda kalmış olup da yakalananların feryatlarıydı. O geceyi asla unutmam. Bunu ben öldükten sonra yeri gelince , icap eden yerde ve meseleyi konuşmaların arasında anlat” dedi.

 

Bu vahşetin tanığı, bu muhterem insanın hatırasını bende sizlere naklettiğimden dolayı son derece bahtiyarım. Allah rahmet etsin.

 

 

4Ermeniler’in Hilesi

 

Erzurum’un 18 km kuzeyinde Umudum dağlarına sırtını veren Arzıtı ( Yeşilyayla ) köyü Ermeni katliamına sahne olan meskun mahallerden biridir. Bir mereğe doldurulup yaktıkları insanların kemikleri 1988 yılında yapılan kazı sonucu ortaya çıkarıldı. Yaşayan büyüklerden hala o kanlı günleri hatırlayanlar, ağlamaktan kendilerini bir türlü alamıyorlar. Merhametsiz Ermeniler’in karnına soktukları süngüleri, havaya atıp kasaturaya geçirdikleri çocukları anlatırken hep gözleri yaşlarla doluyor. Abdest almaya giden ihtiyarları vurup öldürerek, cenazesini kara gömen, evinde bekleyen karısına ise “ Bekle kocan baharda gelecek” diyerek alay eden bu kukla ve maşa canileri hep nefretle anıyor ve kızgınlıkların üstüne tekrar gözyaşı dökerek içlerindeki ateşleri böyle söndürüyorlardı.

 

Bu köyün halkından olup kendisiyle 20 yıl önce ( Hazırlayanın Notu: yazının yazılma tarihi tahminen 1990 veya 1991 dir ) görüştüğüm Mehmet amca toplanmış oturarak sohbet eden ve her nasılsa Ermeni mezalimi konusuna değinilince kendisine söz sırası geldiği vakit konuşan bu ihtiyar o zamanı yeniden yaşarmışçasına tarif ediyordu:

“ Bir gün Ermeni subayı yapılmış bizim köylü Horsov atı ile gelerek köy içinde bir müddet dolaştı. Çeteci diğer Ermeniler’i birer birer yanına topladı. Hep beraber köyden çıkıp atlarıyla gittiler. Bizlerde bu canilerin gitmesine son derece sevindik. Tabii o zaman her Müslümanın birbirinden haberi var. Köy muhtarı Recep Ağa’da o gün köyde yoktu. Aradan bir iki gün geçince bizim köylü Horsov’un adamlarından beş kişi köye geldiler. Ellerinde bir yazılı kağıt vardı. Bunu baş azaya vererek muhtar size gönderdi dediler. Aza Muharrem Ağa kağıdı okuyunca, yanındakilere, “Muhtar bizi çağırıyor, yol yapımı için çalışmak üzere yevmiyeli adam istiyorlar. En az kırk kişi alarak gelmemi bildiriyor. Hadi toplanın. Herkes büyük çocuklarını alarak yola hazır olsun.” dedi. Ben de o zaman 17 yaşımdaydım. Bu gidecek kervana katıldım. Mülk köyü tepesine gelince bize karşı bir yaylım ateşi başladı. Hepimiz bir tarafa yığıldık. Ben kurşunu ayağımdan alıp önce düşen Mustafa çavuşun altına düştüm. O ölmüştü. Bende ses çıkarmadan ölmüş gibi yaptım. Çeteciler gülerek “Bunların da işini bitirdik.” dediler. “ Hadi şimdi Sitavuk köyüne gidip deli Mehmet’i öldürelim.” deyip gittiler. O gün karanlık basınca yaralı ayağımla zor giderek, sabaha doğru köye kendimi zor attım. Beni anamgil sakladılar. Bir müddet sonra Osmanlı askeri gelince ve araştırma yapılınca gönderilen o adamlar ile cenazeleri bulundu. Muharrem Ağa’nın üstündeki kağıt ortaya çıktı. Bu kağıt öldürülen muhtarın üzerinden alınan mührünün basılarak sahte tertip edilmiş bir ihbarname ile, insanımızı tuzağa düşüren Ermeniler’in bir oyunu olduğu anlaşılmış oldu.

 

Şimdi katliamdan bahseden büyüklerimizi acaba dünya kamuoyu duyuyor mu?

 

 

  Enver YAŞARBAŞ

 

 

KAYNAK: Enver YAŞARBAŞ; Erzurum ve Çevresinde Ermeni Mezalimi; Tarihi Erzurum Dergisi; Sayı:1; İstanbul Erzurumlular Vakfı Yayını ; İmaj Reklam; İstanbul, 1991, s. 15-17.

07.08.2013 10:21

Yorum yaz:

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*