Türkçe

Karabağ soykırımı – Hocalı faciası: Uluslararası – hukuki bağlamda yaklaşım

01.08.2014 | 10:33

61Hocalı Azerbaycan Cumhuriyeti’nin en eski insan meskenlerinden biridir. O, Bakü-Şuşa karayolu üzerinde küçük Kafkas dağlarının Karabağ silsilesinde bulunmaktadır.

1992 yılı 25 Şubatı 26’sına bağlayan gece Ermeni birlikleri Hocalı’ya saldırarak, şehri yıkmış, sivil halka işgenceler yapmış ve il arazisini tamamen işgal etmiştir.

Sadece Hocalı faciası değil, ayrıca Şuşa, Laçın, Kelbecer, Ağdam, Fuzuli, Cebrayil, Kubadlı, Zengilan, Hocavend, Ağdere, Hankendi ve diğer yerlerde meydana gelen facialar Ermeniler tarafından Azerbaycan’a karşı gerçekleştirilen «Karabağ sendromu” ile doğrudan ilişkilidir.

Genellikle, Ermenistan Cumhuriyeti’nin işgal politikasına maruz kalan bir milyondan fazla insan mülteci ve zorunlu göçmen haline gelmiştir. İşgal eylemi sonucunda tarihi anıtlar, flora ve fauna ile birlikte, sanayi ve tarım nesneleri iptal edilmiş, 800 km uzunluğunda karayolları elverişsiz hale düşürülmüş, 3834 metre uzunluğunda 160 köprü yıkılmış, gaz boru hatları ulaşımı (2 bin km) ve diğer ulaşım altyapısı kullanışsız hale gelmiş, Hocalı Havaalanı tamamen sıradan çıkarılmış ve diğer mülklere zarar vurulmuştur (10, s-152-161).

 

 

BM Güvenlik Konseyi’nin Azerbaycan Cumhuriyeti arazisinin Ermenistan ordusu tarafından işgali ile ilgili kabul ettiği 822, 853, 874, 884 sayılı kararları (1, s.109-116) halen yerine getirilmiyor. Ermenistan Cumhuriyeti uluslararası kuruluşların kararlarını yok sayıyor.

Belirtmek gerekir ki, eski Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra artık oluşmuş bu veya diğer devletin bünyesinde yaşayan halklar, örneğin, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ bölümünde yaşayan Ermeniler ayrılmak biçiminde kendi kaderini tayin etme hakkını pratikte gerçekleştirmek istiyorlar. Başka bir deyişle, onlar yaşadıkları Azerbaycan devletinin bileşiminden çıkmaya teşebbüs ederler. Tabii ki, bu zaman böyle bir soru ortaya çıkıyor: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ bölümünde yaşayan Ermenilerin Azerbaycan devletinin bileşiminden yaşadıkları arazi ile birlikte çıkmak (ayrılmak) hakkı var mıdır ve bu hakkı hayata geçirmeleri hukuka uygunmudur? Burada, hemen soruya cevap vererek gösteriyoruz ki, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenilerin Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bileşiminden çıkmak (ayrılmak) hakkını kullanması hukuka aykırıdır. Ne için? Öyle ki, bunun birkaç temel sebebi ve argümanı vardır.

 

 

Birinci neden ve argüman şudur, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenilerin kendi kaderini tayin etmek amacıyla Azerbaycan devletinin bileşiminden çıkması onun toprak bütünlüğüne zarar verir. Başka bir deyişle, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenilerin Azerbaycan Cumhuriyeti’nden ayrılmak hakkını hayata geçirmesi uluslararası hukukun temel zorunlu ve genel olarak kabul edilen prensiplerinden biri olan “devletlerin toprak bütünlüğü» ilkesini bozuyor. Artık oluşmuş Azerbaycan devletinin bileşimine dahil olan Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenilerin pratikte kendi kaderini tayin etme hakkını gerçekleştirmesi, kuşkusuz, bir takım siyasi-hukuki sorunlar doğuruyor.

Bu sorunlar uluslararası hukukun iki temel (zorunlu) ilkesi, yani halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin etme ilkesi ile devletlerin toprak bütünlüğü ilkesi arasında oluşan çelişkiden kaynaklanmaktadır. Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler iddia ediyorlarki, onlar ayrılmakla (Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bileşiminden çıkmakla) kendi kaderini tayin etme hakkını gerçekleştiriyorlar. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin merkezi devlet hakimiyeti ise haklı olarak böyle düşünüyor ki, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenilerin ayrılması devletlerin toprak bütünlüğü ilkesini ihlal ettiği ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bütünlüğü için tehlike yaratdığı için hukuka aykırıdır.

 

 

Halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin etme ve devletlerin toprak bütünlüğü prensiplerinden hangisinin üstün olmasına gelince, belirtmek gerekir ki, Uluslararası hukukun prensipleri dair 1970 yılı Deklarasyonu bu prensiplerden devletlerin toprak bütünlüğü ilkesine öncelik verir. Uluslararası hukuk doktrini (bilimsel) de meseleye böyle bakıyor. Örneğin, yazarlardan V.M.Şumilov doğru olarak yazıyor ki, devletlerin toprak bütünlüğü ilkesi halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin ilkesi karşısında önceliğe (üstünlüğe) sahiptir (9, s.92).

Uluslararası hukukun prensipleri dair Deklarasyon (1970 yılı) devletlerin toprak bütünlüğü ilkesinin halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin etme prensibinden üstün olması için sadece tek bir istisna vardır. Öyle ki, bütün halkı temsil etmeyen iktidara sahip olan, yani demokratik olmayan devletin bileşiminden çıkmak mümkündür. Bu ise, dolayısıyla o demektir ki, demokratik devletin bileşiminden kendi ülkesinde yaşayan şu veya bu halkın çıkmasına uluslararası hukuk izin vermez. Bu yüzden, uluslararası hukuk edebiyatı sayfalarında gösterilen, devletlerin toprak bütünlüğü ilkesi ile halkların eşitlik ve kendi kaderini tayini ilkesi arasındaki ilişki bu veya diğer halkın yaşadığı devletin demokratik olması ile şartlanır, belirlenir.

 

 

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin demokratik devlet olmasına gelince, belirtmeliyiz ki, ülke Anayasası’nın 7. maddesinin I bölümüne göre, Azerbaycan devleti demokratik cumhuriyettir. Yeterince temeller (iktidarın halka ait olması, devlet hakimiyetini gerçekleştiren kurumların halk tarafından seçilmesi, devlet ve sosyal hayatın en önemli konularına ilişkin ilgili kararların küme tarafından kabul edilmesi vb.) vardır ki, bu da Azerbaycan Cumhuriyeti’ni demokratik devlet olarak karakterize etmemizi sağlar. Ayrıca, Azerbaycan Cumhuriyeti’nde uluslararası hukukun halkların eşitlik ve kendi kaderini tayini ilkesine uyuluyor, burada yaşayan halkların hakları sağlanıyor, hiçbir halka karşı ayrımcılığa izin verilmiyor, insan haklarına saygı duyuluyor.

İkinci, halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin ilkesi (halkların kendi kaderini tayin hakkı) mutlak prensip (hukuk) sayılmaz. Öyle ki, devletlerin toprak bütünlüğü ilkesini ihlal etmemeğin gerekliliği ve bu prensibe yerine getirilmesinin zorunluluğu halkların eşitlik ve kendi kaderini tayin ilkesini sınırlar. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi kendisinin 13 Mart 1992 tarihli kararında doğru olarak gösteriyor ki, devletlerin toprak bütünlüğü ilkesine uymak gerekliliği halkların eşitlik ve kendi kaderini tayin hakkını kısıtlayan bir durumdur. Uluslararası hukuk da meseleye, aslında, böyle bakıyor. Tesadüfi değil ki, halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin ilkesi herhangi bir devletin toprak bütünlüğünü ve ulusal birliğini ihlal eden hareketlerden sakınmak görevi belirler (6, s.167).

 

 

Üçüncü, doğrudur, her halkın kendi kaderini tayin etme hakkı vardır, halkların böyle haklara sahip olmaları asla ve asla inkar edilemez. Hem de bunu özel olarak belirtmek gerekir ki, her bir devlet ulusların kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirmelerine engel olan şiddet hareketlerinden kaçınmak görevi taşıyor.

Fakat, unutmamak gerekir ki, topraklarında yaşadığı devletin bileşiminden çıkmak hiç de ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkının zorunlu ve kaçınılmaz öğesi değildir. Uluslararası belgelerde gösterilen, halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin ilkesinin içeriği devletlerin toprak bütünlüğünü bozan hareketleri yaptırım uygulamak veya teşvik gibi yorumlanamaz. Öyle ki, eğer herhangi devlet ırkına, milliyetine, dinine, diline, vb. fark koymadan nüfusunun tüm kesimlerinin kendi yetkili makamlarında temsil edilmelerini sağlarsa, uluslararası hukuk bu devletin bileşiminden bu veya diğer halkın ayrılmasını kabul edemez.(7, s.34).

Dördüncü, her halkın kendi devletçiliyini yaratmak, dolayısıyla, kendi devlet biçimini seçmek (belirleme) hakkı vardır. Devletçiliğin biçimleri ise farklı olabilir: örneğin, cumhuriyet, özerk bölge, özerk ilçe vb. biçimler (5, s.216). Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler Azerbaycan Cumhuriyeti çerçevesinde bir zamanlar özerk bölge biçiminde devletçiliyini oluşturarak kendi kaderini tayin hakkını artık kullanmışlardır.

 

 

Beşinci, bazı yabancı ülkelerin (örneğin, Rusya vb.) uluslararası hukuk doktrininde oluşan fikre göre, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı o halklara uygulanmaz ki, onlar artık bir kez kendi kaderini tayin etmişlerdir; Ermeni halkı böyle halklardandır. Öyle ki, Ermeni halkı henüz yirminci yüzyılın 20 yıllarında Azerbaycan’ın tarihi arazi topraklarında bağımsız cumhuriyet biçiminde kendi devletlerini yaratmıştır. Bu sebepden dolayı Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölümünde yaşayan Ermenilerin ikinci kez yeniden kendi kaderini tayin etmeye teşebbüs göstermelerinin hiçbir hukuki dayanağı yoktur.

Altıncı, herhangi devletin bileşiminden bu veya diğer halkın çıkması sadece bu devletin kendi iradesini özgürce ifade etmesi sonucu gerçekleştirilebilir. Azerbaycan devleti, tabii ki, asla razı olamaz ki, Dağlık Karabağ’da Ermenilerin yaşadıkları arazi onun bileşiminden ayrılsın. Buna Azerbaycan devletinin izin vermesi imkansızdır.

 

 

Yedinci, bu veya diğer halkın kendi yaşadıkları devletin arazisinden ayrılması son çaredir. Son çare olarak ayrılma ise sadece tarafların (ayrılan nüfusun ve devletin) karşılıklı anlaşmaya gelmeleri temelinde gerçekleştirilebilir. Azerbaycan devleti ise, bilinen bir konudur ki, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenilerin Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bileşiminden çıkmasına asla izin veremez.

Sekizinci, tabii ki, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bileşiminden kendi yaşadıkları arazi ile birlikte ayrılmak istiyorlar (devletten belli arazinin ayrılmasına secession denir). Bu, elbette, Azerbaycan Cumhuriyeti’ nin devlet sınırlarını değiştirilmesi ile sonuçlanırdı. Temel kanun-Anayasaya göre, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin devlet sınırları sadece referandum (halk oylaması) yoluyla değiştirilebilir (Anayasanın 3. maddesinin 2. bölümü). Belli ki, Azerbaycan halkı hiçbir zaman Azerbaycan Cumhuriyeti’nin devlet arazisinin değiştirilmesine oy vermez.

 

 

Dokuzuncu, uluslararası hukuk doktrininde oluşan fikre göre, ulusların kendi kaderini tayin etme dahil ayrılma meselesi bu halkların sadece topraklarında yaşadıkları devletin hukuku temelinde çözülebilir (4, s. 285). İşte bu durumda kendi kaderini tayin (ayrılma) hem ulusal , hem de uluslararası hukuk açısından hukuka uygun kabul edilebilir. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına ve ulusal hukuka gelince, belirtmeliyiz ki, Anayasa dahil ulusal hukuk belli nüfus grubunun Azerbaycan Cumhuriyeti’nden ayrılmasına ve onun bileşiminden çıkmasına izin vermez; aksine, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Anayasası Azerbaycan halkının bütünlüğü prensibine dayanır. (Anayasanın 5’inci maddesinin 1. bölümü).

 

 

Onuncu, bilindiği gibi, kendi kaderini tayin etme hakkının öznesi sadece halk olabilir. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölümünde yaşayan Ermeniler ise halk değil, milli-etnik gruptur. Milli-etnik grubun kendi kaderini tayin etme hakkı yoktur. Milletin (milli-etnik grubun) kendi kaderini tayin hakkından sadece bir halde konuşa biliriz. Öyle ki, halk eğer ancak bir milletten ibaret olursa, o zaman bu milletin kendi kaderini tayin hakkı söz konusu olabilir (3, s.102-108).

Onbirinci, halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin ilkesinin temel ve başlıca amacı sömürge altında olan ülkelerde yaşayan halkların kolonizme karşı mücadele etmelerine, kendi bağımsız devletlerini yaratmalarına ve ulusal özgürlük hareketlerine destek vermekten ibaret olmuştur. Belirtmeliyiz ki, böyle uluslar sömürge bağımlılığından özgür olarak, kendi bağımsız devletlerini kurmuş, sömürgeci imparatorluklar dağılmış, koloniler iptal edilmiş, bir deyişle, sömürgecilik sorunu çözülmüştür. Bu sorunun çözümünde ise halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin ilkesi önemli rol oynamıştır.

 

 

Demek, günümüzde sömürge rejiminin dağılması dolayısıyla halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin ilkesi kendi tanımlamasını (işlevini) yerine getirmiştir. Bu yüzden, bu prensip Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölümünde yaşayan Ermenilere ait edilemez. Çünkü, Azerbaycan Cumhuriyeti sömürgeci devlet, Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler ise sömürge bağımlılığına olan halk sayılmaz. Böylece, bu ortamda halkların eşitlik ve kendi kaderini tayin ilkesi, aslında, gerçek anlamda, kendi işlevini yerine getirmiştir. Bu nedenle Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenilerin halkların eşitlik ve kendi kaderini tayin ilkesine sık sık referans etmelerinin hiçbir hukuki dayanağı ve anlamı yoktur.

Belirtmek gerekir ki, halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin ilkesi sömürge zulmünden kurtulmak amacına hizmet etmiştir. Günümüzde bu prensip bağımsız ve egemen devletlerin ayrı ayrı birimlere bölünmesine veya parçalanmasına yol açmamalıdır.

 

 

Halkların kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi, genellikle, iç çatışmalara, güç uygulanmasına neden olur ki, bunun sonucunda korkunç suçlar işlenir. Bu ise, elbette, barış, güvenlik, hukuk kuralı ve insan hakları için büyük tehlikedir. Öte yandan, çoğu zaman siyasi, ayrılıkçı, milli, cani ve diğer güçler halkların kendi kaderini tayin hakkını kendi amaçları için kullanıyorlar; sonuçta bir takım devletin (örneğin, Azerbaycan Cumhuriyeti) toprak bütünlüğü için gerçek tehlike oluşmuştur.

Halkların hak eşitliğive kendi kaderini tayin ilkesi devletlerin toprak bütünlüğüne, onların siyasi bütünlüyüne hasar vurmakla yapılmamalıdır. Bu prensipin hem de bölücülük amaçları için kullanılması kabul edilemez; eğer bu prensibin gerçekleştirilmesi mevcut devletin yıkılmasına yol açarsa, onun uygulanması istisna edilir. Dikkat çekicidir ki, 1970 yılı Deklarasyonu devletin bütünlüyünün bozulmasına neden olabilen kendi kaderini tayin etmeni kabul edilemez durum sayıyor.

 

 

Tesadüf değildir ki, Moskova Karnegie Vakfı ve ABD’nin Ulusal Güvenlik Arşivi birlikte düzenledikleri “Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra milli ilişkiler» konulu uluslararası konferansta Ermenistan – Azerbaycan, Dağlık Karabağ sorununa değinen Amerikalı siyasi bilimci ve tarihçi akademisyen William Taubman Dağlık Karabağ’ın uluslararası hukuka göre Azerbaycan arazisi olduğunu vurgulamıştır. Siyasi bilimci eklemiştirki, uluslararası hukuka ve ilkelerine göre Dağlık Karabağ Ermenilerinin Ermenistan’a birleşmek isteği bölücülük olarak kabul edilir.

 

 

Umarız, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in kararlı çabaları sonucunda Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün restorasyonu sağlanacaktır ve nihayet yapay oluşturulmuş «Dağlık Karabağ» sorunu kendi adil çözümünü bulacaktır. Bu sorunun çözümünde, inanıyoruz ki, yüksek insani değerlerin zaferi adına barışçı dünya kamuoyu, dünya devletleri ve uluslararası kuruluşlar hak-adaletin yerini bulmasını destekleyeceklerdir.

 

 

KULLANILMIŞ KAYNAKLAR

1.Abbasbeyli A.N. Kafkasya geostrateji mekanda. Bakü, Azerneşr, 2003.
2.Hemidov S.Dağlık Karabağ sorunu 2020 yılında: barış, yoksa savaş / / Dirçeliş-XXI ASIR. Bakü, 2011, № 153-154, s.146-159.
3.Gasımova H.A., Ahundova Z.E. Uluslararası hukukta kendi kaderini tayin hakkının öznesi/ / Ulaşım hukuku. Bakü, 2010, № 4, s.102-108.
4.Лукашук И.И. Международное право. Учебник. Общая часть. М., 1997.
5. Международное право / Отв.ред. В.И.Кузнецов, Б.Р.Тузмухамедов. М., 2007.
6.Международное право. Учебник / Отв. ред. Г.В.Игнатенко, О.И.Тиунов. М., 2010.
7.Международное право. Учебник / Под ред. А.И.Микульшина. М., 2005.
8.Татьяна Чаладзе. Карабахский геноцид: обреченный Ходжалы. Документальная хроника. Баку, ИНДИГО, 2009.
9.Шумилов В.М. Международное право. Учебник. М., 2008.
10.Эфендиев О.Ф. Военные преступления: от Нюрнберга до Карабаха (международно- правовой анализ). Монография. М., ЦЧКИ, 2000.

 

 

Etibar Aliyev

Savaş gazisi, polis albayı,
Uluslararası Taşımacılık Akademisi
gerçek üyesi, hukuk felsefe doktoru

 

 

“KarabakhİNFO.com”

01.08.2014 10:33

Yorum yaz:

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*