Türkçe

Sanığı da belli tanığı da: 1915’i bırak Hocalı’ya bak

21.12.2013 | 13:35

kSadece men galdım 
Ermeniler Hocalı’da Güldane İrazova‘nın 9 yakınını şehit etmiş. Onu dinlemek için yaşadığı odaya giriyoruz. Kadın hareketsiz bir şekilde oturuyor. Göz kapakları bile oynamıyor. Korkuyorum açıkçası. Odanın duvarları fotoğraflarla dolu. Ne kadar fotoğraf varsa masanın üzerine yığıyor.

O MENİM GONAĞIM 

 
Sevda Hanlarova, Ermenilerin zulmüne uğrayan ilk Karabağlılar’dan. Eziyet gördükleri için ailesiyle birlikte Hocalı’ya sığınmışlar. Ama 4 yıl sonra aynı akıbeti yaşamışlar. Ona Hocalı’dan çektiğim fotoğrafları gösteriyorum. Ağlayarak “İşte o menim gonağım” diyor.

DAMARA BENZİN 

 
9 yakınını şehid veren Güldana Nine: “Kocamın cesedini bir ay sonra bulup getürdüler. Dişlerini sökmüşler, gafasına silahla vurmuşlar, gözleri yohdu. Benzini çekip damarlarından şırınga ile verirlermiş.”

YAŞAYAN ÖLÜLER 

 
Kızılkum’daki bu evler âdeta ‘yaşayan ölüler mezarlığı’ gibi. Herkes boşluğa bakıyor, herkes ağlamaktan fırsat buldukça çevresiyle ilgileniyor. Bize ise “Ermeni soykırıma uğramıştır diyenlere siz hiç Hocalı’yı duydunuz mu? Hiç soykırımdan kurtulanlarla konuştunuz mu?” demek kalıyor.

BAŞINI KESTİLER 
Entika Nine: “Canan diye bir gonşu vardı, 4 yaşlı oğlunun başını kesib gucağına burahdılar. Çıldurdu eksüketek. Damadımı da tuttular, bir ağaca gucahlayıb ayahlarına benzin döküp ateşe verdiler.”

Azerbaycan’daki son günüm… Ancak Hocalı’dan gelenlere henüz ulaşamadım. Son ana kadar ne yaptıysam, kime sorduysam aldığım cevap, “Konuşmak istemiyoruz, her seferinde acılarımız tazeleniyor. Aramızdan komaya girenler oluyor” şeklinde. Sonunda Göçmenlerden Sorumlu Komite devreye giriyor. Bakü’nün 30 kilometre dışındaki Kızılkum bölgesinde yaşayan Hocalı mağdurlarına yönlendiriyorlar. 90 ailenin yaşadığı tek bloktan oluşan bir apartman…
Apartman önünde toplanan üç beş kadın bizi bekliyor. Müşfig, onlara kısa bir arzı endam yapıyor. İçeri giriyor 5 dakika sonra da bir çocuk gönderip buyur ediyorlar.

Karanlık uzun bir koridorun solundaki ilk odaya giriyoruz. Bırakın ayakta durmayı oturmakta bile zorluk çeken 80 yaşındaki Entika Kahramanova, “Oğul heste olacam bilirem, acılarım tezelenir emme sen bizim garındaşımızsan gonuşacam” diyor. İnleye inleye kalkıp duvarda asılı bir fotoğraf çerçevesini indiriyor, “Bu gızım, bu da damadım. İkisi de gitti bir de balaları” diyor. Gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle siliyor, sonra da başörtüsünü göz çukurlarına bastırıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor. Kendine geldiğinde “Hocalı’yı, o öz Türk vetanını 26 şubat günü gecenin 11’nde gülleyinen vurdiler oğul, balalar, atalar, analar getti oğul” diyor.

UŞAHLARIN BAŞINI KESİRDİLER 
Hocalı’yı Ruslar’ın vurduğunu söyleyen Entika Nine katliam gecesini şöyle anlatıyor; “Hocalı’nın ortasındaydı bizim konağımız. Askeran ile Hankendi’den (Stephanekert) gülle atışı başladı. Çaya gaçtık, yanımda gızım, damadım ve 4 de torunum varidi. Her teref gar içindeydi. Ataş bir vakıt durdu. Çay içinde beklirdük. Bir tene Niva cip geçti. Sarkisyan (Şimdiki Ermenistan Devlet Başkanı) içindeydi. Askeran terafina geçdi, orası dökülecek dedük. Kurşun yağmuru başladi. Sonra bizim yere ataş etmeye başladiler. Ağlayanlar sızlayanlar, dikenlerin arasına sığunduk. Tanyeri yeni ağarmaya başlamışdı. Sehere yakın istedük ki kaçah. Önce 30 yaşındaki 4 bala anası gızım İraya Emirova’yı ardından da 7 yaşındaki gızı Yegane‘yi orada belinden vurdiler. Yanımda en göçcüğü 8 aylık olan 4 ve 8 yaşlarındaki 3 torunum galdı. Damadımla uşahları alıp gaçduh. Bir Ermeni gelip bizi tuttu. Torunum Hazengül, ‘Anamı, bacımı öldürdün atamı (babamı) öldürme’ deye Ermeninin ayahlarına bağlanıb yalvarirdi. Aeroport tarafinden gelen bir asger onu vurdu bizi gurtardı.

OĞLUMUZU VURMUŞLAR, HAMDOLSUN! 
Bir kilometir ötede tekrar bizi tuttular. Orada uşahların başını kesib, ciğerlerini çıharıb anaların ellerine verirdiler. Uşahların kimisini ataşın üzerine burahır, kimini de buz üstüne atırdılar. Adamların başını soyup üzerine haç bırahirdiler. Canan diye bir gonşu vardı, 4 yaşlı oğlunun başını kesib gucağına burahdılar. Çıldurdu eksüketek. Damadımı da orada tuttular, bir ağaca sardılar. ‘Burası Ermeninin diyeceksin’ deye bağırirdılar. Onu ağaca gucahlayıb ayahlarına benzin döküp ateşe verdiler.

 

Uşahlarının gözü garşısında üstelik, ‘demem’ deye gışkırdı. ‘3 uşağın var burası Ermeninin de seni bırahak’ dediler. O da ‘cavan kimi ölürüm bele bir şey demem dedi’. Damadımı orada derisini üzerek öldürdüler. Bizi de saldılar. Milletin hamısı oradaydı. Garların üzeri gıpgırmızı olmuşdu.”
Kızılkum’daki apartmanda bir başka dram daha… Güldane İrazova’nın yaşadığı odaya giriyoruz. 64 yaşındaki kadın hareketsiz bir şekilde oturuyor. Göz kapakları bile oynamıyor. Korkuyorum açıkcası. Odanın dört duvarını saran fotoğraflarıtektek süzüyor, etrafındakilere işaret ediyor. Ne kadar fotoğraf varsa masanın üzerine yığıyorlar. Kendince fotoğrafları sıralıyor. İşaret parmağı fotoğrafların üzerinde yüzü bana dönük vaziyette “Oğlum Hidayet 21 yaşında idi. Hemi mühendis hemi de doktordu, gocam Ali şoför idi. Gardaşlarım Hasay, Kaçay, İmran, Tahir’nen eşi Zarife, onların uşahları Lale, öteki yeğenim Civan” son fotoğrafı da gösterdikten sonra parmağını yavaşça geri çekiyor ellerini yanına bırakıyor. Ne bir damla gözyaşı ne de bir tepki. Sokakta görsem kesinlikle bu kadın çıldırmış diyeceğim bir durum.
Gözlerini gözlerimi kilitliyor tane tane anlatmaya başlıyor; “25 şubat 1992 gecesiydi, gavur gelende. Suyun içine gaçmışduk. Gucağımdaki torun ağlirdi. Buğazını sıhtım, ölsün isdedim. Onun sesine, gavur milleti gırıp geçireceh deye gorhdum, sesini kesti uşah. Oğlum Hidayet gözetçiydi, ‘gavur gelir ses etmeyin’ dedi. Sehere gadar bekledük. Ortalıh ışıyanda bizi buldular her tarafı gurşunlamaya başladılar. Men yere yattım, uşaklar gaçtı. Bir vakıt sonra bir gurşun sesi geldi, içim yandı. Göçcük oğluma, ağanı vurdular dedim. O da ‘yoh ana, ağam başga tarafa gaçtı’ dedi. 4 gün uşağımdan heber alamadım. Gurtulanda bir ekrabamızın ayağına bağlandım, gedip uşağımın cenazesini getürdüler. Aynı yerde gocamı tutmuşlar. Bir ay ertesi onu da bulup getürdüler. Dişlerini sökmüşler, gafasına silahla vurmuşlar, gözleri yohdu, ağır yaralıydı. Ona dedim ki “Oğlumuzu katletmişler”. “Hemd olsun eyi ki ölmüş” dedi, “Benim gibi hapis düşseydi kötü olurdu”.

MENİM KİMİN ATASIZ GALSINLAR 
Sevda Hanlarova ise Ermenilerin zulmüne uğrayan ilk Karabağlılar’dan. 1988 yılında Hankendi’deki evleri yakılmış. Ailesiyle birlikte Hocalı’ya sığındıkları 4. yılda aynı akıbeti yaşamışlar. Sevda hanımın kardeşi Vasif’i eşi Basire ile birlikte o olaylar sırasında katledilmiş. Dahası kardeşinin 5 küçük yavrusuyla ortada kalmış. Sevda Hanlarova, Hocalı’nın kan kokan insanlıktan uzak o gecesini şöyle özetliyor; “O gece herkes bir birini görmürdü. Bacı gardaşını, ata oğlunu görmürdü. Yol yoh idi. Gar diz boyuydu. Hocalı’nın tek bir çıhışı var idi. Gucağımdaki uşahlarınan 11 gün erzinde o koridorda ireliledük. Yiyeceğimiz, suyumuz yoh idi. Gar yedik. Etrafımız dağlarla çevriliydi. Uşahlar açlıktan ağlıyordu. Bir müddet sonra uşah sesleri azaldı. Anladık ki heyli çoğu dayanamamış, analarının gucağında ölmüş. Yaşlıların derhal hamısı helak olub.”
O küçük çocukların nerede olduğunu soruyorum, “üst katta” diyor. Haber gönderiyor gelmiyorlar, yaşlı kadınlardan biri gidip rica minnet kızlardan Üsale’yi getiriyor. Ne yüzüme bakıyor, ne de babasıyla annesinin fotoğrafının olduğu yöne, sürekli ağlıyor Üsale, bir saat boyunca gözyaşı döküyor, acılarını tazelemek için gelmedik Üsale, Türklerin soykırım yaptığını iddia eden Ermenilere bir şey diyecek misin? Onu öğrenmeye geldim sözlerime, “Tek ama anlamlı bir cümle ile cevap veriyor, iftira edenler inşallah menim kimin anasız, atasız galır.”

İKİ ERMENİ KARŞILIĞINDA CENAZE 
Efsane Hüseyinova Azerbaycan Milli Kahramanı unvanı olan babası Tevfik Hüseyinov öldürüldüğünde 10 yaşındaymış. Olaylar başlamadan bir ay kadar önce üç kardeşi ile birlikte Ağdam’daki akrabalarının yanlarına gönderilmiş. Batarya komutanı olan babasıyla evden ayrıldıktan sonra bir defa görüşüp adeta vedalaşmışlar. Bir daha görememişler. “Anam, atam, nenem orada galdı. Gatlettiler onları” diyen Efsane, “Emim iki diri Ermeni garşılığında atamın cenazesini bir ay sonra serhatta teslim aldı. Çürümemiş idi, gözleri bize bahir idi” diyor. Annesinin ve nenesinin ölü ya da diri bulunamadığını söylüyor.

GAZETECİLERİN NOTLARINDAN 
DİRİ DİRİ YAKTILAR 
Bundan tam 18 yıl önce… Hocalı katliamı, Karabağ Savaşı sırasında 25 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabası, Ermeniler tarafından gerçekleştirilen insanlık dışı bir vahşet olarak tarihe geçti. Uluslarası gözlemcilerin raporuna göre katliam, 366. Rus Motorize Piyade Alayı’nın desteğindeki Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hocalı Katliamını Dağlık Karabağ’ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak gösterdi. Saldırıda 2 bin 605 aileden ibaret 11 bin 356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası tamamıyla yok edildi. Ermeniler, 25 şubatı 26 şubata bağlayan gece bölgedeki giriş ve çıkışları kapadı. Hocalı’da sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı yapmadan Azeri resmî rakamlarına göre 613 kişiyi katletti. Katledilenlerin 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’ten fazlası ise yaşlıydı. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtuldu. 1275 kişi rehin alındı. 150 kişinin ise kaybolduğu belirtildi. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görüldü. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini aldı.

BİR ÇIĞLIK İŞİTTİM 
Vahşeti yaşayan ve sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, For the Sake of Cross (Haçın Hatırı İçin) adlı kitabında anlattığı şu olay ise tüyler ürpertiyor: “…Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

MİLLİ KAHRAMAN BACISIYIM AMA! 
Milli kahraman Mehmet Yaşar Rüstemova’nın ablaları Figüre ve Sakine Rüstemova ise 1975’te Ermenistan’dan Hocalı’ya sürgün edilmişler, Figüre Hanım, “Nenem bu Ermeni gâvuru bizi gıracak. Bunlar Osmanlı’ya 1915’te hainlik” etti derdi. Bir Ermeni görende ardını döner idi. Nihayet Hocalı’da bunu yapdılar. Ama gardaşım burda da ezap çekirük. Ne acı ki milli kahrmanların aileleri perişan veziyette.”

 

 

 

21.12.2013 13:35

Yorum yaz:

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*